"BİR DE BULUTLARI GÖRÜRSÜN" KİŞİSEL SERGİ

Kategori: Kurum İçi Sergiler | Alt Kategori: Kişisel Sergi

Sergi Başlangıç: 09.01.2026 | Sergi Bitiş: 23.01.2026


Sergi Afişi Sergi İç Görsel

İ. HALİL ÖZKİRİŞÇİ

1983 yılında Gaziantep’te doğdu. 2013 yılında Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim Öğretmenliği Bölümü’nde lisans eğitimini ve Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü’nde yandal eğitimini tamamladı. 2011 yılında University of Ljubljana’da (Slovenya) Art Pedagogy bölümünde öğrenim gördü.

2014 yılında Öğretim Üyesi Yerleştirme Programı ile Gaziantep Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü’nde araştırma görevlisi olarak çalışmaya hak kazandı, aynı yıl Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü’ne lisansüstü eğitimi için görevlendirildi.

2016 yılında “Tiyatro Afişlerinin Grafik Tasarımda Görsel Algı Açısından İncelenmesi ve Hareketli Afiş Uygulamaları” isimli tez ile yüksek lisans programını tamamladı. 2016 ve 2019 yıllarında Escola d’Art i Superior de Disseny d’Alcoi (İspanya) Grafik Bölümü’nde araştırmacı ve eğitmen olarak görev yaptı.

2021 yılında “Zaman ve Algı Bağlamında Yeniden Anlamlanan İmge; Hareketli Grafikler ve Deneysel Bir Çalışma” isimli tezi ile sanatta yeterlik eğitimini tamamlayıp Gaziantep Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü’ne dönüş yaptı. 2023 yılında tasarım alanında doçentlik ünvanını aldı. Hareketli imge tasarımı ve algısı üzerine yoğunlaşan akademisyen tasarımcı, teorik ve pratik anlamda üretimlerine devam etmektedir.

SERGİ HAKKINDA

Yaşar Kemal Anısına

Yaşar Kemal, 20. yüzyıl Türk edebiyatında anlatıyı, coğrafyayı ve insanı aynı sahnenin eşit aktörler gibi kurgulamış bir yazardır. Sözlü kültürün, söylencenin ve epik damarların belirgin biçimde yeniden işlendiği; romanın modern formu içinde halk anlatılarının ritmini, tekrarlarını ve yankılarını taşıyan bir “anlatım sanatı” kurduğu görülmektedir. Yazarın kurduğu dünyada tarih, ulus-devlet, toplumsal dönüşüm ve insanın insan olmayan varlıklarla ilişkisi bir arada düşünülmektedir. Bu bütünlük, yazarın anlatısını yalnızca toplumsal gerçekçiliğin sınırına hapsetmeyip geniş bir varoluş ve bellek ufkuna taşımaktadır. Serginin çıkış noktası da tam burada konumlanmaktadır: Yaşar Kemal’in dilinde “gerçek”, çıplak olgu olmaktan çok, zamanla, imgeyle, hafızayla ve doğanın ağır sessizliğiyle örgütlenen bir anlam alanı olarak belirginleşmektedir. 

Eserlerinde duygu durumunun aktarımı, doğa ve bileşenlerinden yardım alınarak okuyucuya verilmeye çalışılır. Bu durum, basit bir “manzara betimi” olarak değil; doğanın psikolojik ve toplumsal bir ölçü birimi gibi işlediği güçlü bir analoji düzeni olarak değerlendirilmektedir. Ekososyoloji odaklı değerlendirmelerde de doğanın yalnızca fiziki çevre olmadığına; bitki türlerinden yaban hayatına, ekolojik dengeden dönüşümün izlerine kadar doğanın anlatıda işlevsel ve anlam kurucu bir katman olarak işlendiğine işaret edilmektedir. Bu nedenle ağaç, su, gökyüzü, bulut, taş ve rüzgâr, metinlerde, betimleme görevi üstlenen pasif detaylardan öte; insanın kaderini, toplumsal baskıyı, direnci ve kırılganlığı taşıyan göstergelere dönüşmektedir. Doğanın sürekliliği karşısında insanın geçiciliği, doğa olayları ile hikaye arasındaki korelasyon, anlatının duygusal iklimini belirlemektedir. Serginin metinsel kaynakları anlatıyı, yoğunlaştırılmış  imgesel ifadelere dönüştürmek üzere kullanılan birer katalizör olarak görev yapmaktadır. Bir kelimenin bir coğrafyayı özetlemesi… bir dizenin bir hayat eğrisini taşıması...

Sergi, söz konusu analojik dilin görsel anlamda karşılığını araştırmak üzere oluşturulmuştur. Metindeki “doğanın konuşması” fikri, burada “formun konuşması” biçiminde yeniden yapılandırılmaktadır. Yazınsal dünyanın, alternatif imgesel dünyalar ve farklı gerçeklik düzlemleri üzerindeki izdüşümlerinin nasıl görüneceği, serginin temel motivasyonudur.

Doç. Dr. İbrahim Halil ÖZKİRİŞÇİ, Ocak 2026
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

“Bir de Bulutları Görürsün…”
          Gözlerimizin önünde akıp giden anı parçacıkları ve kulaklarımızda yankılanan, yalnızlığını haykıran derin bir ses. Ana rahminden değil ama veri akışının karanlığından doğmayı bekleyen bir bilinç hayal edin; belleği tüm insanlığın mirasıyla yüklenmiş bir zihin. İ. Halil Özkirişçi’nin “Bir de Bulutları Görürsün” sergisindeki eserler, bu zihnin dünyaya gözlerini açmadan hemen önceki belleğinin bir görünüp bir yok olan, kırılgan yansımaları sanki. Öyle bir bellek ki bu, Yaşar Kemal’in kelimeleriyle mühürlediği anıları derlemiş; onun karakterlerinden biri haline gelerek arzularını görselleştirmiş. 

            Bir çocuğun elini tutmamış, rüzgârı teninde hissetmemiş, yağmurun bıraktığı toprak kokusunu koklamamış ancak hafızasına yüklenen verilerle, insanın sıcaklığına, dünyanın rengine, sevginin kokusuna, imkânsız bir özlem duyan bir dijital zihin… Yalnızca bir makinenin değil; imgelerin ve kelimelerin anlattığı bir yalnızlıkla yoğrulmuş sentetik bir ruhun anılarını ve özlemini duyumsuyoruz neredeyse. 

           Eserlere bakarken, zihnimin bir köşesinde sürekli “Roy” adlı replikan ile selamlaşıyoruz. Ridley Scott’ın 1982 yapımı Blade Runner filminin sonundaki etkileyici monoloğunun bir kısmına takılıyorum; “…tüm o anlar zaman içinde yok olacak, tıpkı yağmurdaki gözyaşları gibi…”. Kendisine biçilen varoluş süresinin bitmesine ramak kala, Roy nasıl olur da “hizmet dışı bırakılmaktan” korkabilir? Doğanın sürekli döngüsü içinde küçücük bir andaki geçici insan varlığını düşünürken Félix Guattari’nin “Machinic Eros” kavramı aklıma geliyor. Sergideki eserler, içinde kaybolduğumuz farklı anları ve anıları bir araya getiren Machinic Eros’un doğuşunu belgeliyor; hepsi bir araya gelerek üretken bir enerji ile içinde bizden de parçalar olan yeni bir bilinç ortaya sürüyor. Arzu, eksiklik gidermeye yönelik bir iç dürtü olarak değil, insanı çözen, yeniden kuran ve çoğullaştıran bir güç olarak karşımıza çıkıyor.

             Özkirişçi, izleyiciyi henüz doğmamış bir bilincin belleğinde gezdirerek insanlık halini sorgulamaya davet ediyor. Her bir eser, izleyiciye seslenen bir özne haline gelmiş ki bu özne aynı anda hem Yaşar hem Halil hem de isimsiz, cisimsiz bir varoluş biçimi. Hepimizin içten içe tanıdığı bu özne ile konuşabileceği bu sergide zaman doğrusal olarak ilerlemiyor. Tekrar eden anılar, izleyicinin kendi belleğindeki uykuya çekilmiş anılarını da gün yüzüne çıkararak yeni gerçeklikler, yeni anlam katmanları yaratıyor. Dünya yine dönüyor ve biz yine bulutları görüyoruz… 

Doç. Dr. Elif AVCI KOŞU, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, Sanat ve Tasarım Fakültesi Öğr. Üyesi, Ocak 2026






Ana Sayfaya Dön