NON-OBJECTIVE UNIVERSE

Kategori: Kurum İçi Sergiler | Alt Kategori: Kişisel Sergi

Sergi Başlangıç: 16.03.2026 | Sergi Bitiş: 30.03.2026


Sergi Afişi Sergi İç Görsel

BAYRAM BOZHÜYÜK

1984 yılında Gaziantep'te doğdu. 2001 – 2005 yılları arasında Süleyman Demirel Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Grafik PR. Bölümünde Lisans Eğitimini tamamlamıştır. Ardından özel sektörde ajans yöneticiliği yapmıştır. 2011 – 2014 yılları arasında Süleyman Demirel Üniversitesi, Güzel Sanatlar Enstitüsü, Grafik Tasarım bölümünde tezli yüksek lisansını tamamlamıştır. 2015 yılında Gaziantep Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Grafik Tasarım Bölümünde göreve başlamıştır. Daha sonra 2016 - 2020 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi, Güzel Sanatlar Enstitüsü, Grafik Bölümünde Sanatta Yeterlik/Doktora eğitimini tamamlamıştır. 2023 yılında doçent unvanı almıştır. Gaziantep Üniversitesi’nde grafik bölümünde akademik faaliyetlerine devam etmektedir. Görev yaptığı fakültede tasarım içerikli birçok uygulamalı ve teorik içerikli ders vermektedir. Değişik teknikler ve malzeme türleriyle illüstrasyon çalışmaları yapmaktadır. Ayrıca fotoğraf üzerine çalışmaları mevcuttur.


SERGİ HAKKINDA

Suprematist estetik düşüncesinde uzay, fiziksel bir boşluk ya da astronomik bir kozmos değildir; resimsel temsilin sona ermesiyle açığa çıkan nesnesiz bir durumdur. Hacmin reddiyle birlikte nesneler, mekân kurma işlevini kaybeder; geriye yalnızca boşluk içerisinde saf duyum ve bellek kalır. Saf duyum ve bellek ise insan zihninde kurulan geometri ve nesnelerin mükemmel yorumu ile ifade edilebilir. Bu anlayışa göre görünen somut şeyler, yerini akıl ve bellek duyumlarına bırakır. Suprematist estetik düşüncesine uzay, fiziksel bir boşluk ya da astronomik bir kozmos değildir; resimsel temsilin sona ermesiyle açığa çıkan nesnesiz bir bilinç düzeyidir. Hacmin reddiyle birlikte nesneler, mekân kurma işlevini kaybeder; geriye yalnızca boşluk içerisinde saf duyum ve bellek kalır. Saf duyum ve bellek ise insan zihninde kurulan geometri ve nesnelerin mükemmel yorumu ile ifade edilebilir. Bu anlayışa göre görünen somut şeyler, yerini akıl ve bellek duyumlarına bırakır. Bu noktada Suprematist düşüncenin tarihsel vaadi olan akılcılık ve ilerleme yeniden hatırlanmalıdır. Suprematist anlayışa göre insan aklının kurguladığı uzaysal formlar kusursuzdur ve duyguları yansıtmaya yeterlidir.

Sergi, izleyiciyi bir kozmolojiye bakmaya değil, nesnesizliğin sessiz deneyimine davet etmektedir. Non-Objective Universe (Nesnesiz Evren), nesnelerin somut dünyasından bilinçli bir geri çekilme iradesiyle başlar. Ancak sergide yer alan çalışmalar dijital grafik üretimler olduğundan, Suprematist form dili tarihsel bir tekrar olarak değil, çağdaş bir duyarlılık içinde yeniden yorumlanmaktadır. Yirmi beş tasarımdan oluşan bu seçki, modernist geçmişte teknolojinin vaat ettiği uzay çağına dair umut dolu bir hatırlamayı da çağrıştırır. Kompozisyonlarda yer alan formlar belirli bir yörüngeye oturmaz ve herhangi bir hedefe yönelmez; aksine yönsüz ve yörüngesiz bir dolaşım içinde varlıklarını sürdürürler. Bu dolaşım biçimi ile, Suprematist estetikten beslenen teknolojik kompozisyonlar aracılığıyla, modernizmin geleceğe dair umutlarını hatırlatan nostaljik bir melankoliyi görünür hale getirmek istenmektedir.

Bu bağlamda Nesnesiz Yörüngeler:

Görmeyi değil, hissetmeyi önerir.

Boşluk kavramı, anlam üretimini ön plana çıkaran asıl bileşendir.

Semantik anlam üretmez; somut anlam ile arınmış bir evrenin arasında durmaktadır.

Uzayın boş melankolik sessizliği, modernist akılcılığın artık sesini duyuramamasıyla ilişkilidir.



NON-OBJECTIVE UNIVERSE

Yaygın kabullerin aksine, görsel kompozisyon pratiğinde “boşluk” kavramı, ifadeyi destekleyen ikincil bir unsur değil, anlam üretiminin asli bileşenidir. Sanat ve tasarım kuramlarında negatif alan olarak tanımlanan boşluk, yalnızca biçimleri çevreleyen pasif bir zemin değil, algıyı yönlendiren, düşünceyi yapılandıran ve izleyiciyle eser arasındaki ilişkiyi kuran aktif bir bileşendir. Rudolf Arnheim’dan Ellen Lupton’a uzanan görsel algı literatürü, boşluğun kompozisyon içindeki düzenleyici gücüne ve zihinsel odaklanmayı nasıl belirlediğine dikkat çeker. Bu bağlamda boşluk, sanatçı/tasarımcının estetik sezgisini ve kavramsal derinliğini ölçen temel bir kriterdir.

Bu yaklaşım, tarihsel olarak Suprematizmle kurulan güçlü bir bağ üzerinden derinleşmektedir. Kazimir Maleviç’in nesnesiz evren tahayyülü, boşluğu fiziksel bir yokluk olarak değil, temsilin askıya alındığı bir düşünsel alan olarak tanımlar. Suprematizm, geometrik formlar aracılığıyla duyguyu ve belleği yeniden örgütlerken, kompozisyonun merkezine görünmeyeni, yani boşluğu yerleştirir. İzlenen işler, kronolojik olarak geçmişte kalmış bir avangard hareketin biçimsel mirasını güncel bir görsel dil içinde yeniden üretmektedir. Dijital imgelerin sınırsız çoğaltımıyla kuşatılmış çağdaş görsel kültür, ironik biçimde Suprematist yalınlığa her zamankinden daha fazla ihtiyaç duymaktadır. Burada boşluk, yalnızca estetik bir tercih değil, akıl, düzen ve bilinç çağrısıdır. 

Non-Objective Universe serisinde, imgelerin ayrıntılarından hatta çoğu zaman kendilerinden bile uzaklaşarak, yalın ve gösterişten arındırılmış bir anlam düzlemine yöneldiğini görmekteyiz. Biçimlerin sadeleşmesiyle birlikte izleyici, nesnel referanslardan koparak duyumsal ve zihinsel bir alana davet edilir. Çalışmalar, günümüzün ultra hızlı imaj dolaşımının yarattığı semiyotik felce karşı, yavaşlamaya hatta durmaya davet eder. Sürekli tüketilen görseller arasında kaybolan bakma edimi, yeniden hatırlatılır. Bir şeye, başka hiçbir beklenti taşımadan, sakince ve dikkatle bakabilme hâli. Sergi, izleyiciyi anlam üretmeye zorlamak yerine, anlamla baş başa kalmaya davet eder, sessizlik içinde yoğunlaşan bir algı alanı yaratır. Böylece çağdaş görsel kültürün gürültüsü içinde unutulan bir deneyimi, düşünsel ve estetik bir direniş biçimi olarak yeniden dolaşıma sokar.

İyi Seyirler

Doç. Dr. İbrahim Halil Özkirişçi



Ana Sayfaya Dön